Gecenin karanlığı, ormanın derinliklerine sızan birkaç ince ay ışığını peşine takmıştı. Gençlerin gülüşmeleri, ormanın sessizliğinde yankılanıyor, adeta ağaçların arasında kayboluyordu. Fakat bu gece, sıradan bir gece değildi. Hamile kadının, yaşadığı korku dolu anlar, ormanın karanlığında bir korku hikayesinin başlangıcını müjdeliyordu. Kadının yüreği, kalbinin ritmiyle birlikte çarpıyordu; her bir adımda korkuya kapılarak, derin bir nefes alıyordu. Bir grup gencin elinde, ummadığı bir kaderin pençesine düşmüştü. Gençlerin yüzlerinde ise bir heyecan ve merak ifadesi belirmişti; bu sıradan an, sıradan bir insana karşı kaybedilen bir savaşın habercisiydi. Ormanın derinliklerinde kaybolmuş bir kadının hikayesi, sadece onun değil, aynı zamanda onu çevreleyen gençlerin de ruhlarında bir iz bırakacaktı.
Zaman geçtikçe, gençlerin eğlencesinin koyulaşması, ormanın derinliklerinde yankılanırken, kadının ruhundaki derin yaralar açığa çıkıyordu. Her bir fısıltı, her bir gülüş, kadının hayatına dair umutlarını çalıyor, onu karanlığın kollarında daha da kaybolmuş bir hale getiriyordu. Aslında bu olay, sadece bir grup gencin yaptığı bir eylemden ibaret değildi; aynı zamanda insanlığın karanlık yüzünü gözler önüne seren bir aynaydı. Korku, çaresizlik ve kaybolmuşluk iç içe geçmişti, kalplerde bir boşluk bırakarak. Ormanda kaybolan sadece bir kadının hikayesi değildi; belki de kaybedilen gençlerin masumiyetiydi. Her anın sonunda, derin bir nefes alarak düşünüldüğünde, bu yaşananlar insanoğlunun ne kadar acımasız olabileceğini gösteriyordu. Onlarca hikaye, belki de bu olayın gölgesinde kalmıştı; ama hiçbirisi kadının yaşadığı ruh halini tam olarak yansıtamayacak kadar uzaktı. Karanlık, sadece ormanın derinliklerinde değil, bazen kalplerin en derin köşelerinde de saklanır; ve işte o an, insanlık için bir uyanışın habercisi olabilirdi.