Hayat, bazen beklenmedik kayıplarla sarsılır ve geriye dönülmez yaralar açar. Genç yaşta hayata veda eden bir kız çocuğunun ardından, bir ailenin içine düştüğü karanlık düşünceler ve derin acılar, kelimelerle ifade edilemeyecek kadar ağırdır. Kocasıyla birlikte bu acıyı paylaşan bir anne, cenaze sonrası evdeki sessizliğin içindeki karmaşalarla boğuşurken, kocasının o konuyu gündeme getirmesi bir kapıyı aralar. Her şeyin nasıl devam edeceğini bilmeden, yas sürecinin içinde kaybolmuşken, karşılaştığı bu durum, onu daha da derin düşüncelere sevk eder. Duygularının karmaşası içinde, kocasının ısrar ettiği konu, belki de içindeki yarayı açacak ya da belki de kapanmasına yardımcı olacak bir anahtar olabilir. Fakat, hayatın acı gerçekleriyle yüzleşmek, insanı daha da güçsüz hissettirebilir.
Zaman geçerken, yaralar ve acılar aslında birbirleriyle dans eder. Kocasıyla yaşadığı bu zorlu süreçte, belki de kaybın getirdiği acılarla yüzleşmek, onu daha da güçlendirecektir. Her kayıpla birlikte, hayatın ne kadar kıymetli olduğu gerçeği bir kez daha hatırlanır. Kocası, dikkatle izlediği eşiyle bir bütün olmalı, acının paylaşıldıkça hafiflediğini anlamalıdır. Kızlarının anısını yaşatmanın yollarını aramak, belki de aileyi yeniden bir araya getirecek bir sevgi bağı oluşturacaktır. Düşüncelerinin karmaşasında kaybolmuşken, bu ısrar ona yeni bir perspektif sunar; çünkü hayat devam etmekte ve unutulan her anıyla birer hatıra olarak kalmaktadır. Kayıplar, yalnızca yasla değil, aynı zamanda sevgiyle de anılmalıdır. Kızlarının hatırası, onlara yeni bir güç ve motive kaynağı olabilir. Hayatın acımasızlığı karşısında, kalbin derinliklerinde bir umut ışığı bulmak, insanı yeniden ayağa kaldırabilir.