Çocukluğumdan beri hayalini kurduğum beyaz gelinliği giymek beni tarifsiz derecede mutlu etmişti.Törenin ardından Selim’in güzel evine gittik. Kendimi toparlamak ve gelinliğimi değiştirmek için banyoya geçtim. Odamıza geri döndüğümde ise gördüklerim karşısında tamamen şaşkına döndüm.“Selim?” dedim; sesim kısık ve tereddüt doluydu………
Hayat bazen insanı, en güvende hissettiği anda sınar. Aşka dair umutların neredeyse tükendiği, “Artık olmaz” denilen bir yaşta, beklenmedik bir karşılaşma her şeyi değiştirebilir. İşte bu hikâye de tam olarak böyle başladı. 39 yaşındaydı. Geride bırakılmış ilişkiler, yarım kalmış hayaller ve her seferinde biraz daha azalan bir inanç… Aşk, onun için artık romantik bir hayalden ibaretti.Ta ki babasının eski dostu Selim bir gün eve gelene kadar.Selim, aileye yabancı değildi. Çocukluğundan beri gördüğü, saygı duyulan, ağırbaşlı bir adamdı. 48 yaşındaydı; aralarında neredeyse on yıllık bir yaş farkı vardı. Ama o gün, ilk kez göz göze geldiklerinde, tarif edilemeyen bir şey oldu. Ne ani bir tutku ne de mantıksız bir heyecan… Daha çok derin bir huzur, sanki yıllardır tanıdığı biriyle yeniden karşılaşmış gibi bir his.Zamanla görüşmeler başladı. Önce temkinli, sonra daha cesur… Selim açık sözlüydü, aceleci değildi. Onu etkileyen de buydu. Babası ise bu yakınlıktan son derece memnundu. “Güvenilir adamdır” diyordu. “Kızımın başını eğmez.”Altı ay sonra evlilik teklifi geldi. Büyük organizasyonlar, gösterişli salonlar yerine sade ama zarif bir düğün planlandı. Beyaz gelinlik giydiği gün, yıllardır unuttuğu bir duyguyu yeniden hissetti: umut. Belki de bu sefer doğruydu.Düğün sorunsuz geçti. Davetliler dağıldı. Alkışlar sustu. Kapı kapandı. Ve işte tam o anda… gecenin sessizliğinde Selim’in yüzü değişti.Sessizdi. Fazla sessiz.Sonra derin bir nefes aldı ve o cümleyi kurdu:“Özür dilerim… Bunu sana daha önce söylemeliydim.”O an zaman durdu.Ne demekti bu? Düğün gecesinde söylenecek bir cümle değildi bu. Kalbi hızlandı. İçini tarif edemediği bir korku kapladı. Çünkü insan, mutluluğun zirvesindeyken gelen bir “özür”ün, masum olmadığını hisseder.Selim konuşmaya başladı.Yıllar önce… Henüz onun çocuk olduğu zamanlarda… Hayatında bir dönem vardı. Kimseye anlatmadığı, babasına bile tam olarak açmadığı bir dönem. Büyük bir hata, büyük bir pişmanlık. O dönemden kalan bir sır vardı. Ve bu sır, evlilikten sonra ortaya çıkarsa daha yıkıcı olabilirdi.Sesi titriyordu.Anlattıkça, odadaki hava ağırlaştı. Çünkü mesele sadece geçmişte yaşanmış bir ilişki değildi. Bu, bugünü de etkileyen, geleceği de değiştirecek bir gerçekti. Selim’in yıllar önce aldığı bir karar, onu bugüne getirmişti ama aynı zamanda geri dönülmez bir eşik yaratmıştı.Kadın, yatağın kenarına oturdu. Ellerini dizlerinin üzerinde birleştirdi. Duydukları, aklındaki Selim imajını parça parça ediyordu. Çünkü o ana kadar bildiği adamla, karşısında itirafta bulunan adam arasında fark vardı.