Hastalığımın altıncı ayında , tahlil sonuçlarını alıp eve geldiğimde…., koridorda valizler gördüm. Eşime sorduğumda neye uğradığımı şaşırdım. Kısacası eşim ölümcül hastalığı olan bir kadınla uğraşmak istemiyordu.28 yıllık eşim, bana hiç beklemediğim ağır bir darbe vurup gitti.Telefonla hastaneye çağrıldım. Tahlillerle ilgilidir diye gittiğimde, hayatımın şokunu yaşadım. Sebep çok başkaymış.
Devamında gözyaşlarınızı tutamayacaksınız…….
Yıllarca devletin farklı noktalarında görev yapmış, tayinlerle şehir şehir dolaşmış bir ailenin Manisa’da kurduğu sakin hayat, beklenmedik bir hastalık haberiyle altüst oldu. Polis olan eşiyle birlikte uzun yıllar kamu hizmetinde çalışan, kendisi öğretmen olan kadın, emeklilik sonrası kurdukları huzurlu düzenin bir anda nasıl dağıldığını gözyaşlarıyla anlattı. “Her şey çok güzeldi” diye başlayan hikâye, kısa sürede Türkiye’de pek çok ailenin yaşadığı ama yüksek sesle konuşulmayan bir gerçeğe dönüştü.
Eşinin görevi nedeniyle yıllarca il il, ilçe ilçe dolaştıklarını belirten kadın, emeklilikle birlikte ilk kez kök salabilecekleri bir yere geldiklerini söylüyor. Manisa onlar için bir durak değil, bir son durak olmuştu. Önce kendisi emekli olmuş, birkaç yıl sonra da eşi üniformasını çıkarıp sivil hayata adım atmıştı. “Artık dinleneceğiz, çocuklarımızla daha çok vakit geçireceğiz” hayaliyle yerleştikleri bu şehirde, ilk yıllar tam da düşündükleri gibi geçmişti.
Bu süreçte oğulları evlenmiş, kızları nişanlanmıştı. Aile fotoğrafları çoğalmış, bayram sofraları kalabalıklaşmıştı. İşleri gereği çocukların farklı şehirlere gitmesi buruk bir ayrılık yaratmış olsa da, tatiller ve bayramlar bu özlemi telafi ediyordu. “Hasret gideriyorduk, gülüyorduk, şükrediyorduk” diyen kadın, o günlerin değerini şimdi çok daha iyi anladığını söylüyor.
Ancak bu mutluluk uzun sürmedi. Hayatın, sıkça dile getirilen “imtihan” yönü bu aileyi de buldu. İlk belirtiler masumdu. Halsizlik, iştahsızlık, çabuk yorulma… “Yaşlanıyorum herhalde” diyerek geçiştirdiği şikâyetler, aslında vücudunu sessizce saran kötü bir tümörün habercisiydi. Doktor doktor gezilen günler, yapılan tetkikler ve sonunda gelen o kelime… Hayatını ikiye bölen o an.
“Benim payıma da o kötü hastalık düştü” diyor ve sesi titriyor. Teşhisle birlikte her şey değişmiş. Günlük hayat, planlar, hatta gelecek hayalleri bile. Bir zamanlar evin içinde koşturan, misafir ağırlayan, çocuklarına yetmeye çalışan o kadın gitmiş; yerine yataktan kalkmakta zorlanan, bir bardak su için bile güç toplayan biri gelmiş. “Öyle çaresiz, öyle halsizdim ki…” sözleri, yaşadığı fiziksel yıkımı tek başına anlatmaya yetiyor.
Eşi ise emniyet teşkilatında yıllarca görev yapmış, nice zorluğa göğüs germiş biri. Ama bu hastalık karşısında onun da çaresiz kaldığını söylüyor kadın. “Silahın, üniformanın, rütbenin hiçbir anlamı yok. Hastalık geldi mi, hepimiz aynıyız” diyor. Hastane koridorları, kemoterapi odaları, sabaha karşı uykusuz bekleyişler artık hayatlarının bir parçası olmuş.