Hastane koridorları, cerrahi aletlerin parıltısıyla donanmış, kaygı dolu bir sessizlikle kaplıydı. Takvim yaprakları birer birer düşerken, bir grup uzman cerrah, hayat kurtarma görevine çıkmaya hazırlanıyordu. O an, hayat ve ölüm arasında ince bir ipte yürüyenlerin ruh hali hissediliyordu. Cerrah Ali, elinde bıçak, gözlerinde kararlılıkla hastanın masasına yaklaştı. Ancak, gözleri, vücudun derinliklerine doğru kayarken bir şey dikkatini çekti; normalin dışında, alışılmadık bir şekil belirmişti. Kalp atışları hızlanıyor, odadaki herkesin havayı soluyuşu daha da yoğunlaşıyordu. Ali, hemen bir adım geri çekildi; kalp sesleri bile tedirgin bir yankı gibi yankılandı.
O an, bir cerrah için hayatının en zor kararını vermek üzereydim. Hayatla dolup taşan bir bedende, bilinmeyen bir tehlikenin varlığı, tüm alışılmış kalıpları altüst ediyordu. Ne kadar eğitim görmüş olursa olsun, bazı şeyler insanoğlunun eline geçmez; doğanın sırları, bazen elden kaçıp gizemli bir karanlıkta kaybolur. Ali'nin zihninde dönen düşünceler, bir yudum suyun derinliğindeki yansımalar gibi belirsizdi. Belki de bu, hayatın ona sunduğu bir sınavdı; cesaret mi yoksa akıllıca bir geri çekilme mi? Sonunda, zamanın durmasıyla kararını verdi. O andan itibaren, insanın yaşamı üzerindeki gücün ne denli kırılgan olduğunu anladı. Herkesin görebildiği bir başarı değil, bazen durabilmek ve geri adım atabilmek en büyük cesaretti. Belki de bu belirsizlik, içsel bir yolculuğa kapı aralamıştı, kim bilir? Ama Ali, o gün bir şeyin farkına vardı: Bazen en doğru karar, ilerlememektir.