Şehrin kalabalık ve lüks caddelerinden birinde, göz alıcı bir restoranda, öylesine bir akşam yemeği yeme niyetiyle oturan insanlar vardı. Ancak, o kalabalığın arasında bir çocuk belirdi; yıpranmış giysileri ve kirli yüzüyle dikkat çekiyordu. Yanında getirdiği eski bir gitarla, masaların arasında dolaşmaya başladı. Yüzünde bir umutsuzluk ve aynı zamanda hayal gücü vardı. "Yiyecek için oynayabilir miyim?" dedi, sesi hem titrek hem de cesurdu. Ama bu masalarda oturanlar, sadece gülüp geçtiler. Alaycı bakışlar, nezaketin yerini almıştı; orası, yalnızca paranın hüküm sürdüğü bir dünya gibiydi. O masum isteği, lüksün gölgesinde kaybolup gitmişti.
Ancak o kız, gözleri dolu dolu, bir şeylerin peşinden koşmanın verdiği cesareti hissetti. O an, sadece yiyecek değil, aynı zamanda bir umut arıyordu. Alay edenlerin gülüşleri, ona daha fazla ilham verdi; bu dünyada, belki de sadece müziğiyle bir şeyler değiştirebileceğinin farkındaydı. Kafasında bir hikaye yazmaya başlamıştı; belki de bu hikaye, bir gün başka insanların kalplerine ulaşacaktı. Onun müziği, acıyı ve neşeyi harmanlayan bir melodi gibi yankılanmaya başlamıştı. Hayat, bazen en umutsuz anlarda bile, en beklenmedik güzellikleri sunabiliyordu. O akşam, sokaktaki kızın cesareti, belki de bir gün bir devrime dönüşecekti; çünkü gerçek zenginlik, kalpte ve ruhda saklıydı.