Fadime, aldığı cezadan memnun bir şekilde üstünü başını toparlayarak ayağa kalktı. Hemen yanındaki fındık ağaçlarından bir tane daha koparıp Temel’e doğru uzattı. “Bir fındık daha, Temel!” dedi. Temel, beşinci fındıktan sonra perişan bir halde ayağa kalkıp, elini karşısındaki fındık ağaçlarına doğru kaldırarak Fadime’ye seslendi: “Bak Fadime, burası Fiskobirliği!”
Bu sırada pazara gitmekte olan Nasrettin Hoca’nın etrafını çocuklar çevrelemişti. “Hoca, bana düdük al!” diye bağıran bir çocuk vardı. “Bana da, bana da!” diye ekledi bir diğeri. Diğerleri de sırayla, “Ben de düdük isterim!” ve “Bir tane de bana!” şeklinde tezahürat ettiler. Ancak içlerinden yalnızca biri Nasrettin Hoca’ya düdük parası verdi. Hoca parayı alarak pazara gitti.
Akşam pazardan döndüğünde, çocuklar etrafını sardı. Her biri düdüğünü bir an önce almak istiyordu. Hoca cebinden bir düdük çıkarıp parayı veren çocuğa verdi. Diğer çocuklar hep bir ağızdan haykırdılar: “Hani bizim düdüğümüz?” Hoca gülümseyerek, “Parayı veren düdüğü çalar,” diye yanıtladı.
Bir gün Nasrettin Hoca, göl kenarına gitti. Yanında koca bir kaşık yoğurt vardı. Hoca, kaşığındaki yoğurdu göle boşalttı. O esnada bir köylü onu görerek şaşkın bir biçimde, “Hoca, ne yapıyorsun?” diye sordu. Hoca gülümseyerek, “Gölü mayalıyorum,” dedi. Adam Hoca’ya bakarak gülerek, “Ne diyorsun Hoca, koskoca göl hiç maya tutar mı?” dedi. Hoca ise gülümsemesine devam ederek, “Peki ama ya tutarsa?” diye cevap verdi.