Neredeyse gülecektim—ya da daha çok ağlayacaktım—hangisi olduğunu ben de bilmiyordum.
Tam cevap verecekken, uzaktan bir motor sesi duydum.
Siyah, lüks bir sedan yanımıza yanaştı.
Yaşlı kadın atkısını düzeltti, dudaklarının kenarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.
— “Tam zamanında,” diye mırıldandı..….
Gece serinliği asfaltın üzerine çökmeye başlamıştı. Alışveriş merkezinin neon ışıkları titriyor, uzaktan geçen arabaların uğultusu kulaklarımı dolduruyordu. Kocamın arkasından bakarken hissettiğim şey sadece terk edilmişlik değildi; bu, insanın kendi hayatından bir anda sökülüp atılmasıydı. Cebim boştu. Telefon yoktu. Para yoktu. Eve dönüş yolu ise tam 50 kilometre uzaklıktaydı.İlk dakikalarda ağlayamadım bile. Şok, gözyaşlarını bile kilitlemişti. Etrafımdan insanlar geçti, kimse durmadı. Sanki görünmezdim. Tam kaldırımın kenarına çökmek üzereyken, birkaç metre ilerideki küçük parkta, tek başına oturan birini fark ettim.Yaşlı bir kadındı.Gri pardösüsünün yakasını kaldırmış, ellerini dizlerinin üzerine koymuştu. Yüzü kırış kırışıktı ama gözleri… O gözlerde tuhaf bir berraklık vardı. Sanki her şeyi görmüş, her acıyı tanımış gibiydi. Bana baktı. Uzun uzun baktı. Sonra sakin bir sesle konuştu:— “Bırakıldıysan, henüz kaybetmedin,” dedi.— “Asıl kaybeden, bırakandır.”Şaşkınlıkla yanına oturdum. Hiç soru sormadan dinlemeye başladı. Kocamın beni nasıl arabadan indirdiğini, nasıl bağırdığını, nasıl gaza basıp gittiğini… Hepsini anlattım. Sesim titredi, boğazım düğümlendi ama o tek bir kez bile sözümü kesmedi.Sonra çantasından eski model bir telefon çıkardı.— “Arayacağın kişi kocan değil,” dedi.— “Önce kendini ara.”Bu söz, içimde bir yere çarptı. Ama asıl darbe bundan sonra geldi.Yaşlı kadın, kocamın plakasını sordu. Şaşkınlıkla söyledim. Bir numara tuşladı. Telefonu kulağına götürdü. Sesi bir anda değişti. Yumuşaklıktan eser kalmamıştı.— “İyi akşamlar,” dedi.— “Az önce eşinizi yol kenarında bırakan siz misiniz?”Karşı taraftan ne söylendiğini duymadım ama kadının yüzü gerildi.— “Ben kim miyim?” diye güldü.— “Ben, bıraktığınız kadınların geri dönmesini sağlayan son kişiyim.”Ardından cümleler peş peşe geldi. Sertti. Keskin. Sanki yıllardır içinde biriktirdiği adalet duygusunu boşaltıyordu.— “Bu yaptığınızın hukuki karşılığını biliyor musunuz?”— “Tanıklar var. Kameralar var. Ve en önemlisi, vicdan diye bir şey var.”Telefonu kapattığında ellerim buz gibiydi.— “Şimdi bekle,” dedi bana.— “Birazdan pişmanlık gelir.”Gerçekten de 20 dakika geçmemişti ki aynı arabanın farları parkın girişinde belirdi. Kocam indi. Yüzü bembeyazdı. Az önce beni terk eden adam gitmiş, yerine korkmuş biri gelmişti.— “Arabaya bin,” dedi kısık sesle.— “Konuşmamız lazım.”Yaşlı kadın ayağa kalktı. Ona yaklaştı.— “Hayat,” dedi,— “İnsanlara ikinci şans verir. Ama üçüncüde kapıyı kapatır.”Kocam başını eğdi. Tek kelime edemedi.Ben arabaya bindim. Ama bu kez geri dönen aynı kadın değildim. Yolda tek bir kelime konuşmadım. O gece eve döndüm ama evlilik artık orada kalmadı.Ertesi gün, bir avukatın kapısını çaldım.Yaşlı kadını bir daha hiç görmedim. Parka tekrar gittim. Bank boştu. Sanki hiç var olmamış gibiydi. Ama söylediği cümle hâlâ kulağımda çınlıyor:“Bırakılanlar kaybetmez. Susanlar kaybeder.”Ve bugün…O adam hâlâ yaptığına pişman.Ben ise ilk kez, gerçekten yoldan dönmüş hissediyorum.