Gece sokakları, karanlığın derinliklerinden fısıldayan sırlarla doludur. Ay, caddelerin üzerine düşen solgun ışığıyla, her adımımda bir gölge gibi peşimi bırakmıyordu. Aklımda düşünceler, kalbimde hafif bir endişe; yalnız yürümek, her zaman huzur vermez. Aniden, arkamda bir adım sesi duydum. Hemen arkamı döndüm ve karşımda, siyah kıyafetler içinde bir adamın beni izlediğini fark ettim. Korku, adeta içimde bir kıvılcım gibi yanmaya başladı. Hızla çantamdan bir şemsiye çekip kafasına vurmak üzere hareket ettim; içimdeki hayatta kalma içgüdüsü, beni bir savaşçıya dönüştürmüştü. Ancak, beklenmedik olanı yaptığında, bu adamın tepkisi her şeyin seyrini değiştirdi.
Bir anda sanki zaman durdu. Adam, kafasını eğip şemsiyenin darbesinden kaçınırken yüzünde bir gülümseme belirdi; bu gülümseme, tehlikenin ardında barındırdığı tuhaf bir ironi gibiydi. Sonrasında, bana doğru bir adım attı ve 'Beni yanlış anladın, ben sadece seni korumak için buradayım,' dedi. O an, bana söylenen her korkutucu hikâyenin ötesine geçtik; belki de karanlık, her zaman korkutucu değildi. Korkunun yıktığı sınırların ardında, bazen bir dostluk ya da beklenmedik bir bağ olabiliyordu. Kalbimdeki korku, yerini derin bir meraka bıraktı. Hayat, her anında sürprizler barındırıyordu; belki de bir insanla olan ilk karşılaşmamız, yargılara dayanarak şekillendirilmemeliydi. O gece, yalnız olmadığımı fark ettim; karanlıkta kaybolmuş bir ruh, diğer kaybolmuş ruhlarla birleşebilirdi.