On dakika sonra otelin önündeydi. Valizimi aldım, başımı eğdim ve bir kaçak gibi çıktım. Saat gece 02:17’ydi. Hafif bir yağmur kaldırıma yağıyordu. Onun evine saklandım. Telefonumu kapattım.
Annem otuzdan fazla kez aramıştı. Kayınvalidem de. Kocam da…
Ama korkuyordum. Beni daha çok neyin korkuttuğunu bilmiyordum — kocam mı, yoksa bütün ailesi mi.
Ve bu daha sonu değildi…………
Bazen bir hayat, tek bir cümleyle ikiye bölünür. Öncesi ve sonrası diye… Genç bir kadının düğün gecesi yaşadıkları, işte tam olarak böyle bir kırılma anına dönüştü. Mutlulukla başlayan gece, saatler ilerledikçe yerini tarif edilemez bir korkuya bıraktı. O an söylenen birkaç kelime, yıllarca saklanan karanlık bir gerçeğin kapısını araladı.
Her şey kusursuz görünüyordu. Işıklar, müzikler, tebrikler… Gelinlik hâlâ üzerindeydi. Davetliler yavaş yavaş dağılmış, büyük ev sessizliğe bürünmüştü. Genç kadın, yeni eşiyle birlikte hayatının en özel gecesini yaşadığını sanıyordu. Ta ki kapı aralanana kadar.
Gece yarısına doğru, kimsenin beklemediği bir anda kayınpederi odaya girdi. Yüzü solgundu. Gözleri sürekli kapıya kayıyordu. Sanki birileri onu izliyormuş gibiydi. Elini cebine attı, buruşturulmuş bir zarf çıkardı ve gelinin avucuna sıkıştırdı. İçinde tam bin dolar vardı.
Sonra eğildi. Sesini neredeyse duyulmayacak kadar kıstı.
“Hayatta kalmak istiyorsan, kaç.”
O an zaman durdu.
Genç kadın ne diyeceğini bilemedi. Gülümsediğini sandı önce. Belki de kötü bir şakaydı. Ama kayınpederinin gözlerinde şaka yoktu. Orada sadece korku vardı. Gerçek, saf, yılların yükünü taşıyan bir korku.
“BU EVDE BİR ŞEYLER YOLUNDA DEĞİL”
Kayınpederi, arkasını bile dönmeden odadan çıktı. Kapı kapandığında genç kadın olduğu yerde donup kaldı. Eşi banyodaydı. Olan bitenden habersizdi. Kalbi göğsünden çıkacak gibi atıyordu.
O gece boyunca uyuyamadı. Duvarlardan gelen en ufak ses bile irkilmesine yetti. Sabah olduğunda, evin içindeki tuhaflıklar daha da belirginleşmeye başladı. Fısıltılar… Kilitlenen kapılar… Birbirine bakıp susan aile üyeleri…Genç kadın günler ilerledikçe araştırmaya başladı. Kimseye bir şey sormadan… İnternette, eski haber arşivlerinde… Ve parçalar yavaş yavaş yerine oturmaya başladı.
Bu aileye gelin giden iki kadının daha önce “talihsiz kazalar” sonucu hayatını kaybettiğini öğrendi. Biri merdivenden düşmüştü. Diğeri ise ani bir rahatsızlık geçirmişti. Hepsi çok kısa süre içinde, hepsi evliliklerinin ilk aylarında…
Resmî kayıtlarda her şey normal görünüyordu. Ama bir şey fazlasıyla dikkat çekiciydi:
Her olaydan sonra kayınpeder günlerce ortadan kaybolmuştu.
“BEN DE BU SIRRIN İÇİNDEYİM”
Genç kadın, sonunda cesaretini topladı ve kayınpederiyle yalnız konuşmak istedi. Yaşlı adam, bu isteği duyunca önce reddetti. Sonra uzun bir sessizlikten sonra kabul etti.
O konuşmada duydukları, kanını dondurdu.
Kayınpeder, yıllardır bu evde yaşanan karanlık olayların farkındaydı. Oğlunun kontrol edemediği bir öfke nöbetleri olduğunu, geçmişte “üstü örtülen” şeyler yaşandığını anlattı. Kendisi susmuştu. Çünkü korkmuştu. Çünkü gücü yetmemişti.
“Ben sustum. Ama sen susma,” dedi.
“O parayı sana kaçman için verdim. Bu evde kalırsan sıradaki sen olabilirsin.”
ŞAFAK SÖKERKEN KAYBOLDU
Genç kadın o gece kararını verdi. Gün ağarmadan, küçük bir çanta hazırladı. Gelinliği hâlâ dolaptaydı. Aynaya son kez baktı. O aynadan bakan kadın, bir gün öncekiyle aynı değildi.
Sessizce evi terk etti.
Sabah olduğunda, ailesi gelini bulamadı. Telefonu kapalıydı. Ardında yalnızca boş bir oda ve kimsenin yüksek sesle konuşmaya cesaret edemediği sorular kaldı.