Bütün varlığıyla kaybettiği iki kızının yasını tutan bir milyarder, her gün mezarlarının başında gözyaşları dökerek geçirdiği saatlerde bir umutsuzluk içinde kaybolmuştu. Hayatının en zor döneminde, hayatının anlamını yitirmiş gibi hissediyor, geçmişin acı anıları ile birbirine kenetli bir şekilde hayatta kalmaya çalışıyordu. Bir gün, mezar taşının önünde dururken, bir çocuk sesi duydu; bir evsizin fısıldadığı, "Onlar orada değil." cümlesi, içindeki tüm duyguları harekete geçirdi. O an, gerçekliğin ne kadar derin ve karmaşık olduğuna dair bir kapı aralandı. Merak ve bir tür korku içinde, çocuğun peşine takıldı ve kendini bir çöplüğün ortasında buldu. Bu noktada, bilmediği bir gerçeğin eşiğindeydi: Kızlarının hala hayatta olabileceğine dair bir umut belirmişti.
Büyüleyici bir şekilde, çöplüğün derinliklerinde kaybolmuş olan iki küçük ruhu bulduğunda, hayatının en büyük felaketinin tam ortasında duruyordu. Ama hayat, ona beklemediği sürprizleri sunmuştu; hayatta kalmanın ve sevginin gücü, ona varlığını yeniden sorgulattı. Evsiz çocuğun fısıldadığı sözler, bir baba olarak yaşadığı kaybın yeniden anlam kazanmasına neden oldu. Kızlarının başına gelenlerin ardından yıkılmış olan kalbi, şimdi yeniden umutla doluydu. Ancak bu süreçte, eski eşinin acımasız yüzüyle yüzleşmek zorundaydı; onun gerçek niyetleri, hayvan gibi beslenen bir karanlıkla ortaya çıkmıştı. Hem bir baba hem de bir insan olarak yaşadığı bu karmaşık duygular, ona hem bir uyanış yaşatıyor hem de geçmişle olan bağlarını sorgulatıyordu. Sonunda, kaybın acısı ve yeniden buluşmanın getirdiği mutluluk arasında gidip gelirken, hayatın ne kadar kıymetli olduğunu anlamıştı; sevgi, her koşulda var olan bir güçtü ve onu yeniden bulmak için savaşmaya kararlıydı.